Dünya Adam'ın Maceraları
• 24/12/2005 - Göze gelirmisiniz??
Ne zamandır yazmıyorum... Hayatımda birşeylerin değişme arifesindeyim. Aslında yazacak o kadar çok şeyim varki. Herneyse...
Merak ettiğim birşey var, acaba insanlar göze gelirler mi? Nazar var mı gerçekten?? İşlerimizin ters gittiği zamanlar ( eğer çok aptalca hatalar yapmamışsak..) buna nazarmı demeli yoksa kısmet mi? Aslında kısmet demek gerekiyorsa şunu da demek mümkün mü: "Kısmette göze gelmek varmış..."
Bilemiyorum, ben içinden çıkamadım yani..
Einstein in bir lafı var: "Başarılı olmak için 3 şey gereklidir... 1. Çalışın 2. Uyuyun 3. ÇENENİZİ KAPALI TUTUN"
Kesinlikle katılıyorum, bence izafiyet teorisinden daha somut bir laf etmiş kendisi :) Çeneyi kapalı tutmak bence her zaman en önemlisi, çok konuşmayın ;))
|
Yapılan yorumlar burada! (7) :: Siz ne düşünüyorsunuz? Buraya tıklayın ! :: Bağlantı
|
• 4/12/2005 - Çukurlar, çamur ve İstiklal Caddesi
Ben bu işi hala anlayamadım?? Allahaşkına İstiklal caddesinde neler
oluyor? Yapılan çalışmalar için önce bir doğal gaz hat yenilemesi
denildi. Sonra "hazır kazmışken bir de şu yollara taş döşeyelim.. kaç
yüz yıldır aynı taşlara basıyoruz!!" misali her taraf kazılmaya ve taş
döşenmeye başlandı...
Taş döşenmesine döşeniyor ama İstiklal Caddesi mezbelelik halde.
Hertarafta çamur içinde, yolda mıcırlar var. Yürürken bir tanesine
ayağınız çarpıyor ve aldığı itkiyle taş fırlayıp öndekinin ayağına
vuruyor. Bununla kalsa iyi yolda zaten birbirine omuz atan insan
evlatlarının arasında yürürken karşınıza birden tepesinde 4 tane
spot yanan (sanki tarladayız!!) kocaman bir iş makinası çıkıyor.
Spotları o kadar kuvvetli ki adeta sivrisinek gibi sadece ışığı
görüyorsunuz birde büyük bir saraltı (sarı + kara nın birleşimi, ben
buldum :P ). Sonra bir bakıyorsunuz ki önünde kocaman dişleriyle
bir kepçe üzerinize doğru geliyor. Resmen korku filmlerindeki gibi!!!
Ancak bugün şahit olduğum gerçekten "Olacak O kadar" parodilerini
andırıyordu... İnci pastanesini biraz geçince yolun raylara yakın
kısmında ( ki neredeyse yolun ortası!!) kocaman bir çukur!!! (Yaklaşık
2m X 2m boyutlarında kare formunda kocaman bir göçük demek daha doğru
olur..) onu görmeyip içine düşecek insanları bekliyordu. Tabi bunda
çukurun suçu yok! Kabahat oraya bir tabela koymayan veya etrafını
şeritle çevirmeyen insan evlatlarında!! Yani eskaza arkadaşınızla veya
sevgilinizle yürüyor olsanız, kalabalıktan ve birazda sağa sola
bakınmaktan önünüze bakmasanız kendinizi o çukurun içinde bulmanız
işten değil... Ben yolların yapılmasına karşı değilim, her
ne kadar ülkemizde rant için yapılıyor olsada varsın yapılsın..
ana-babalarımız yıllarca vergileri ödemişler sıra bizede geliyor bizde
öderiz nede olsa alışmışız artık ama bu şekilde olmamalı. Bir kere
inşaat işlerinden anlamam ama eğer bir yere taş döşenecekse, ki bu yer
yaklaşık 2 -3 km uzunluğunda bir yol ve onun ara yolları, bence bu işi
bir yerde başlatıp kısmen kazıp kazdığınız yerleri düzenleyerek taş
döşeyip daha sonra başka bir yere geçerek yapılmalı. Ama bizde bu iş
böyle olmuyor. 2 hafta boyunca hafriyat yapılıyor.. Sonrada 2 ay
boyunca yollar aheste aheste taş döşeniyor. Neden mi? Çünkü adamsaat
iniz artarsa, yani adamı çalıştıracağınız süre ne kadar artarsa o kadar
çok para ödeniyor. O kadar çok birilerinin cebine para giriyor.
Herneyse, ben bu işten mutsuzum kardeşim. Biran önce granit mi
döşeyecekler borumu döşeyecekler napcaklarsa yapsınlar ve şu
"İstiklal"imi bana geri versinler. Yoksa yakında bu halk gerekli
yerlere döşeyecek... Yetkililere duyurulur...
|
Yapılan yorumlar burada! (3) :: Siz ne düşünüyorsunuz? Buraya tıklayın ! :: Bağlantı
|
• 30/11/2005 - Sen Beyaz Bir Kadınsın...
asıl büyük sarhoş benim
uzaktaki
ben ki tek damla şarap içmedim
ekmeğin beyaz zeytinin siyah
olduğunu biliyorum
asıl büyük sarhoş benim
uzaktaki
benim kusturucu sarhoşluğum
yoksulluğum
yüzüme bakmasan da
yağmura düşürsen de gözlerini
gözlerime bakmasan da ne kadar
o kadar aydınlığın gökyüzüme uzanıyor
uykularımda nefesinin sıcaklığı
o kadar
hangi akşam kapımı çalan sen değilsin
sen değil misin gizli bir kıvılcım gibi
gözbebeklerimde duran
umutsuzlandığım her akşam
senin rüzgârın almıyor mu
uğultulu yorgunluğumu
yoksulluğun eşiğinde kapaklandığım zaman
ellerimden sımsıkı tutmuyor mu senin
iyimserliğin
ben bu tezgâhı kurdumsa senin için kurdum
senin için dokuduğum basma ve pazen
denizin yeşilinden süzdüğüm balık
göğün mavisinden çaldığım kuş
senin için
felsefe okudumsa
iktisat okudumsa gece yarıları
boğazım kurumuş içim bir kalabalık
sıcacık mısralar okudumsa yunus' dan
senin için okudum
geceyarıları
sen beyaz bir kadınsın
uzaktaki
gözlerin aklımdan çıkmıyor
sen beyaz bir kadınsın
karanlıkları dinleyen
uzaktaki
sarmaşıkları duyuyor musun rüzgârda
yorgun başını
üşümüş yastığına koyuyor musun
uyuyor musun
Atilla İlhan
Uzaktaki beyaz kadına gitsin....
|
Yapılan yorumlar burada! (7) :: Siz ne düşünüyorsunuz? Buraya tıklayın ! :: Bağlantı
|
• 29/11/2005 - Sabah sürprizi
Sabah sürprizi, hava tahminlerini yanıltır şekilde oldu. Sözde bugün
hava ılık ve güneşli olacaktı. Ancak sabah 8:00 sularında bir kalktım
ki... Yağmur çiselemeye başladı. Evet romantizm için güzel bir andı ama
benim romantik olacak bir durumum yoktu. Çünkü bugün önemli bir
firmayla iş görüşmem vardı. Tabii jilet gibi giyinip de altına rugan
ayakkabıları çekerek bu havada ortalarda dolaşmak manasız. Üstelik ayın
sonu gelmiş cepte para da yok. E zaten olsa bile taksi yok!?
Gerçekten altı yıldır İstanbul'da yaşıyorum ama mana veremediğim onca
şeyin arasında bir de bu yağmurlu havada taksi bulamama durumu var.
İşte paranla rezil olmakta böyle birşey olsa gerek. Evimin yakınındaki
iki taksi durağıyla da sabah telefonda komik muhabbetler oldu. - Günaydın, bir araç rica edecektim?? - Abi araç yok... - Ne zaman gelir? - Gelmez abi bence siz beklemeyin - Ya 15 araçlık filonuz!? var, nasıl araç olmaz????? - Abi hava yağışlı ya ondan yetişemiyoruz. - !!!!
Ben anlayamıyorum bu durumu gerçekten. Yağmur yağınca 5 dakika içinde
tüm şehrin havası değişiyor. 5 dakika içinde hiç taksi bulamıyorsunuz.
Bulsanız da bir anda şoför sanki sizi bedava götürecekmiş gibi soruyor. - Ne tarafa?? - Mecidiyeköy.. - Bu trafikte değmez, giremem oraya. Al bakalım!!!
Tuhaflıklar sadece bununla da sınırlı değil tabi. Yağmur yapınca bir
anda etrafta seyyar şemsiyeciler beliriyor. Kazara sap gibi çıktıysanız
ve yağmura yakalandıysanız ve ıslanmak istemiyorsanız bu ağa sizde
düşeceksiniz mecburen... - Şemsiye ne kadar?? - 10 YTL abi -Çüşşşşşşş!!!!!! Tabi yağmur dinince bu adamlarda toz olur. Çünkü o birkaç saat içinde günü kurtarmışlardır.
İnsanların namuslarıyla ekmek parası kazanmasını yadırgamıyorum elbet.
Ama birazda insaflı olmak gerekiyor. Sonuçta hiçbirimiz namussuz
değiliz!! Tabi İstanbul'da bence en klişe yağmur psikozu, İstanbul'
luya yağmurlu havada suyun olmamasıdır. Bilmiyorum banamı denk geliyor
ama Şişlide Osmanbey-Mecidiyeköy hattında yaşayanlar bilirler. Yağmur
yağar ve sular kesilir. Barajlar dolsun diyemi kesiyolar bilmiyorum ama
deponuz yoksa yandınız. Sabah kalkarsınız ve içme suyuyla artık
yüzünüzü saçınızı yıkarsınız bide üstüne traş olursunuz buzzz gibi ohh
ne güzel. Zorlanmış anti-aging tedavisi mübarek... Tabi birde
trafik sorunu varki 5 dakika yağmur yağsın. Varın siz varın işinize
okulunuza zamanında. Anında şişer trafik ve sizde izlemeye başlarsınız
minibüs penceresinden duraktaki insanları. İstanbulun sorunları
anlatmakla bitmezzzz.... İyisimi siz yağmurlu havada susuz kalmayın.
Bidonlarınızı doldurun... Taksicinizle anlaşma imzalayın... Şemsiyesiz
çıkmayın... Trafik için yapcak bişey yok.Sizin öneriniz varsa buraya
yazın... Selamlar
|
Yapılan yorumlar burada! (4) :: Siz ne düşünüyorsunuz? Buraya tıklayın ! :: Bağlantı
|
• 28/11/2005 - Tamam mı? Devam mı?
|
|
|
|